23 Mayıs 2026 - Cumartesi

VAY ! MAYIS AYI KİMLERİ ALIP GÖTÜRDÜN

MAYIS AYI

Yazar - Bülent Alpagut
Okuma Süresi: 18 dk.
Bülent Alpagut

Bülent Alpagut

- 05062218413
Google News
  D  O K T O R  L U K    G E R Ç E K T E N  Z O R
                                B İ R   M E S L E K T İ R 
 
    En çok niye üzülürüm;  mesleğinin hakkını vermiş, geniş deneyimleriyle olgunlaşmış,bulunduğu dalda otorite olmuş, duayen bir doktorun  emekliye ayrılmasına  üzülürüm.  Böyle doktorlarımızın sayısı giderek azalıyor. Ben bile ta uzaklardan kulakları çınlasın gururumuz Sabahattin Altıntaş’ı,sevgili öğrencim uzman doktor Lütfü Usluer’i,  yıllardır elleri şifa dağıtan Op. Dr. Zeki Atsız’ı,halen emekli  İzmir’de Gastroentereloji uzman( karaciğer rahatsızlıklarında tartışılmaz) Prof. Dr. Ulus Akarcalı’yı, halen aktif görevde Jinekolog  Op. Dr. ( Kadın hastalıklrı uzmanı)doktor Hüseyin Ceyberi’yi, mesleğinin zirvesinde kalp konusunda uzman Prof. Dr. Cevat Şekuri’yi, dalında uzman Op.Dr. Burhan  Karabağ’ı( basur ve diğerlerinde tartışılmaz) en azından telefonla arar, kendilerine danışırım. Onlar benim sağlık danışmanlarımdan bazılarıdır. Bunlar arasında 04 Mayıs 2026 tarihinde emekliye ayrılan, Tavşanlı’da görmeyen gözlere şifa olmuş, operasyonlarıyla   hastalarımıza şifa dağıtmış, gözlük derecelerinde  en hassas  değerleri göz ardı  etmemiş, içi insan sevgisiyle dolu dolu, yılların  Göz Hastalıkları uzmanı Op. Dr Ünal Ünalan da var. Dahası; bu güzel insan  bir Tav şanlı sevdalısıdır ve  aslen Bolu/ Seben doğumludur,Değerli bir öğretmenin eşidir,bir köy çocuğudur. İzmir’den bile kendisini sık sık arayarak rahatsız ettiğim güvendiğim bir uzman doktordur. Emekli oldum diye sevinmesin benden kolay kolay kurtulamaz. 
     Sevgili Op. Dr.  Ünalan,42 yıldır Tavşanlılıdır. O geldiği zaman ben  sanırım 1984 yılıydı Atatürk İlkokulu’nda sınıf öğretmeniydim.  Sevgili   Ünalan; İlkokulu ve ortaokulu  ilçede, liseyi Bolu’da okudu.  1971 yılında Ankara Üniversitesi  Tıp Fakültesi’nin öğrencisi oldu. Yine aynı yıl içinde sevgili eşi,öğretmen  Gülümser Hanımefendi ile evlendi. İki kızı ve bir oğlu oldu. 2 de torunu bulunuyor. Torunları olduktan sonra” dedelik “ünvanı da aldı. 1984 yılında İstanbul’da  ünlü Şişli  Etfal Hastanesi’nde ihtisas yaptı. Yani mütehassıs/uzman hekim ünvanı aldı. Aynı yıl içinde  Göz Hastalıkları Uzmanı olarak  nüfusu o zamanlarda 26.000 olan  Tavşanlı’ya,dolayısıyle,Tavşanlılılara, büyük bir sevinç yaşatmıştı. 
      O zamanlar Tavşanlı’da bugün  olduğu gibi kaloriferli ev sayısı bir elin beş parmağı kadardı. Kiralık ev bile  bulmak sorundu. Tavşanlı7da iki  büyük hastane vardı; Biri, SSK Hastanesi, diğeri de   Devlet Hastanesi’ydi. Ama her iki hastane araç ve gereç yönünden, personel yönünden,doktor ve çalışan yönünden istenilen düzeyde değildi. Sevgili Ünalan’ın ifadesiyle i SSK Hastanesi’nde,yani sevgili Ünalan’ın atandığı hastanede( bugün yerinde yeller esiyor) top topu sadece uzman doktor/hekim sayısı  sadece 14,hemşire/ebe sayısı  25 kadardı. Hastanedeki odalar koğuş türü,3 ve 6’şar kişilikti. Oksijen tüpten veriliyordu.  Yoğun bakımın esamesi  okunmuyordu.  Acil servisler yetersizdi. Ama bugün Tavşanlı,dolayısıyle Tavşanlılı; 50’nin üzerinde  uzman doktor/hekime,200’ü aşkın  ebe ve hemşireye, 1000’e yakın  hastane çalışanına,FTR  ek  üntesiyle birlikte modern ve kalitesi yüksek  bir hastaneyle gurur duymaktadır.Sevgili Ünalan bu tablonun kahramanlarına teşekkür ediyor. 42 yıl aralıksız,bir göz hastalıkları uzmanı  ve zaman zaman yönetici olarak hizmet veren Op. Dr. Ünal Ünalan  elini ve yüreğini taşın altına korkmadan koyan bir efsane doktor olarak unutulmazlar arasında şimdiden yerini almıştır. Hipokrat Yemini yapmış, mesleğine leke getirmeden bugünlere gelmiş  ve empatiyi göz ardı etmeden  2002 yılında çalıştığı hastanenin başhekimi  olan Ünalan,  göreve başlar başlamaz hastanede kalite çalışmalarını hızlandırmıştır. Hastanede bir ekip ruhu oluşturmuştur. Köhne bir hastaneyi yeniden ilçeye kazandırmıştır. İlk etapta halkın yardımlarıyla birlikte 41 hasta odası bir anda TV’li, telefonlu,  mini buzdolaplı,  refakatçı yataklı, hale dönüştürülmüştür.  Çalışmalar taktir görmüş ,alkışlanmıştır. Acil servis ,sil baştan yeniden dizayn edilmiştir. SB Normlarına uygun hale getirilmiştir. Bu arada hastane,  telefon ve SMS’li randevu sistemiyle,kameralarla,modern bir arşivle, tertemiz tuvaletlerle, morg ve diğerleriyle  ve Mavi Kod sistemiyle  apayrı bir görünüme kavuşturulmuştur. 
         Personel ile birlikte muhtelif yörelere yapılan ziyaretlerle  kalite gezileriyle( özellikle Soma gezisi), 180 kişiyle gerçekleştirilen   Tren Kazası  Tatbikatıyla, spor alanında,futbol turnuvalarında   alınan şampiyonluklarla, hastane sosyal açıdan da  dikkat çekmiştir.  Sevgili Ünalan’a göre  2006 yılında SSK  Hastaneleri’nin kapatılması  yanlış olmuştur. Bu bugün daha iyi değerlendirilmekte ve yorumlanmaktadır. SSK  Tavşanlı Hastanesi  bu kapatma işleminden sonra halen görev yapan ,Ege Bölgesi’nin nadide Sağlık merkezlerinden birisi olarak gösterilen Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi’ne taşınmıştır. Sevgili Op. Dr Ünal Ünalan bu hastanenin de  başhekimliğini yapmıştır. Bu ikinci  kez başhekimliği görevidir. Hastanenin Türkiye’nin 3. Palyatif Bakım Servisi olarak lanse edilen birimi,Kemoterapi Ünitesi,  Refakatçı oteli, acil servis yolunun yeniden dizaynı çalışmaları,gözlem alanın rahatlatılması  çabaları,FTR  Hastanesi’nin  yapımının,  sevgili Op. Dr Ünal Ünalan’ın dönemlerine rastladığı söylenir. Sevgili Ünalan’ın unutamadıkları da var; İlk hastane müdürü Şükrü Sayan, sonrasında Ruhi Kaptan,Volkan Sökmen ile birlikte yol arkadaşlarından çoğunun vefat etmelerini asla unutamamış. Yaklaşık 42 yıl içinde hastaneye gelip giden 100’ün üzerindeki meslektaşlarını  hatırladıkça  hüzünleniyor. Halen hayatta, sevgili Op. Dr Haydar Gül ile birlikte  Hotanlı Suyu’ndan içtikleri için Tavşanlı’dan kopamadıklarını ve bu gidişle de ebediyen kopamayacaklarını belirtiyor. Ben de Hotanlı Suyu’ndan yıllarca içtiğim için Tavşanlı’dan kopamadım ki….Ama sevgili Ünalan’ın sevgili eşi  meslektaşım Gülümser Hanım’n  da Tavşanlı’yı çok sevdiğini, Ünalan Ailesi’nin Tavşanlı’da kalmalarının bir nedeninin de bu olduğunu unutmayalım.Sevgili emekli  uzman doktor,op. dr Ünal Ünalan ve eşine Tavşanlı’da, nice mutlu yıllar diliyorum. Tavşanlılı sevdiklerini bırakmaz.Kendilerine bundan böyle de sahip çıkacaktır. Gönüllere girmek ne güzel.  Bir güzel insan ve eşi de artık gönüllerde yer aldılar.  Sevgili doktoruma ve eşlerine nice mutlu yıllar diliyorum. Sağlıkla,afiyetle .huzurla yaşasınlar. Haşhaşlı lokumlarımızdan ,güvecimizden, leblebi kurabiyelerimizden,  ince kabuklu domateslerimizden,sarı pırasalarımzdan,Dombey tereyağlarımızdan, kaymağımızdan, sütümüzden, yoğurdumuzdan, ünlü, bulabilirlerse Keçi Peynirimizden,çeşit çeşit gözlemelerimizden, tarhanamızdan, tereyağlı mantılarımızdan , Melki mantarımızdan, çift sarılı nefis yumurtalarımızdan, yemeyi sürdürsünler.       
               23  NİSAN  1978  ULUSAL EGEMENLİK  VE ÇOCUK
                                               BAYRAMI                        
      23 nisan 1978 tarihi benim için önemlidir. Çünkü  bu tarihte kutladığımız Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramı’nı ben yönetmiştim.  Tavşanlı’nın tüm etkinliklerini  yöneten merhum İstiklal İlkokulu Öğretmenleri’nden  ,Tavşanlı’nın sempatik, iyilik sever ebelerinden Perihan Çil’in sevgili eşi  Kamil Çil birçok etkinlikte olduğu gibi bu tarihteki bayramı da  kutlayacaktı.  Bayramdan bir  gün önce  eski PTT Caddesi(Tahsin Buruk Cad)’nde karşılaşmıştık.  Benden bir ricası olduğunu ifadeyle,yarın yani 23 Nisan 1978 tarihinde kutlanacak Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı benim yönetmemi  istemişti.  Hiç unutmam; heyecanlanmıştım. Bir anda terlemiştim. Ne diyeceğimi bilememiştim. Ama nedenini sorduğumda,acil bir işi çıktığını söylemiş, Karamürsel’e gideceklerini, gitmek zorunda olduklarını, bu bayramı en iyi benim idare edebileceğimi belirtmişti.  Allah var! Bu tarihe kadar geniş kalabalıklara karşı  hiçbir  deneyimim yoktu.  İtiraz edecek olmuştum; ama ısrarına dayanamamış kabul etmiştim. O gün inanır mısınız? Sabaha kadar gözümü kırpmamıştım.  Aslında elime tutuşturulan bir kağıt parçasında  neler yapılacağı belliydi ama  önemli olan icraattı.  Lafın kısası;  bu teklif benim için hayatım boyunca unutamayacağım bir teklifti. Eğer merhum  Kamil Hoca’yı sevmeseydim,bu teklifi elimin tersiyle itebilirdim. Başka bir arkadaş bulmasını isteyebilirdim…..
         İşin ilginç yanı; merhum Kamil Çil ve  merhume eşi ebe Perihan Çil’in ,  bayram günü Karamürsel yolu’nda geçirdikleri bir trafik kazasında vefat etmeleridir. Allah gani gani rahmet eylesin her ikisine de…. İşte bu bayram yıllar içinde  üzerimde kaldı. Sadece bu bayram mı? Cumhuriyet Bayramı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü, diğer bayramlar,protokol gereği yapılan tüm etkinlikler  üzerimde kaldı. Hiç unutmam;  zamanın Tavşanlı Kaymakamı Nail Taşdelen ( 04.04.1978 tarihinde  göreve başlamıştı)  beni  görev yaptığım Atatürk İlkokulu’ndan  çağırtmış, bundan böyle tüm etkinliklerin tarafımdan yapılacağını  ifade etmişti. Hatta bana bir de “ protokol Amiri” kimliği hazırlatmış ve  beni bir anlamda   zor durumda bırakmıştı.  O günden itibaren yıllarca sayın Kaymakamlarla birlikte nice etkinliklerde hep beraber oldum. Öğünmek gibi olmasın;  kurallar çerçevesinde her etkinliğin üstesinden kazasız belasız geldiğimi söyleyebilirim.  Fahri bir görevdi ama sorumluluk istiyordu.  Hiçbir amirimin yüzünü kara çıkarmadım. Başını eğmedim, utandırmadım.  Kulakları çınlasın  zamanın kaymakamıydı,Hasan Hüseyin Yazlık, zamanın önemli isimlerinden asker kökenli İçişleri Bakanı’nın Tavşanlı’yı ziyareti öncesinde makamında bana aynen.”Bülent Hoca, nasıl programı  kazasız belasız sonlandırabilecek miyiz?” dediğinde kendisine aynen.” Sayın kaymakamım sancağı ne zaman yere düşürdük ki?” yanıtını verdiğimde asık yüzünü tebessüm ettirmiştim. 
         Protokol Amirliği, tören komutanlığı ve sunuculuk yıllarımda  yaptığım bir güzel iş te okul öğrencilerine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramları öncesinde birer çikolata, birer külah şeker dağıtma organizasyonlarında bulunmamdı.Kapı kapı dolaşarak topladığım paralarla kilolarca satın aldığım şeker ve çikolataları evimizde çoluk çocuk paketlerdik.  Okullara gönderilecek şeker kutularını  ilgili okul müdürlüklerine bir şekilde ulaştırırdık. Bu bir gelenek halini alabilirdi. Ama Bülent Hoca  gitti, her şey bitti.  Bir zamanlar medar-ı iftiharımız GLİ Müessesesi Müdürlüğü( halen işletme müdürlüğü) yıllar içinde bu çocuk bayramında okullarımızdaki öğrencilere ekmek arası tahin helvası dağıtmıştır.  Bunu unutanlar olabilir ama ben unutturmayacağım.  Tavşanlı’da özellikle bu bayram diğer bayramlara oranla daha büyük etkinliklerle kutlanırdı. Halen bu heyecan,arzu,istek ve alaka  var mıdır bilmiyorum….Sayın kaymakamımız  Ömer Faruk Özdemir Beyefendi’ye ve sayın ilçe milli eğitim müdürümüz Raşit Refik Küçükkağnıcı’ya mesaj atarak şahıslarında tüm öğretmen ve öğrencilerimizin bayramını kutladım. Bugün hala Tavşanlı’da olsaydım,emekli olsam da tüm etkinlikleri kutlamayı sürdürürdüm. Çünkü bu benim hobimdi. Fiziki olarak belki kayıplarım var ama sesim Hz. Davut’un sesi gibi yerinde duruyor.  Elektrikler kesilse de mikrofon sorun olmazdı.  Bir keresinde elektrikler kesildiğinde kulakları çınlasın büyük siyaset adamımız,hemşehrimiz, Doç. Dr. Mustafa Kalemli yanında oturan sayın Kütahya Valisi  Kemal Esensoy’a ;” Endişe etmeyiniz. Bülent Hoca  için elektrik önemli değil. O  Davudi sesiyle  işi götürür” demiş,yanındakileri tebessüm ettirmişti.  Dedim ya,sesimiz yerinde duruyor…..Bu vesileyle 23 Nisan  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı yürekten kutluyor,nice yıllar daha büyük etkinliklerle,şanla,şerefle, gururla kutlamamızı yüce Allah’ten diliyorum….. 
 
           VAY ! MAYIS AYI  KİMLERİ ALIP GÖTÜRDÜN 
 
    Bakın! İnsanoğlu  gün gelir her şeyi unutur. Unuttuklarının boşluğunu yenileriyle doldurur.  Bazen kabir ziyaretlerinde aramızdan ayrılanlara okurken hep düşünmüşümdür; nerededirler? Ne yaparlar? Ne haldedirler? Burası meçhul. Bunu sadece Allah biliyor…. Ama keşke insanlar,bir gün bu fani dünyaya veda edeceklerini anımsayarak,birçok olumsuz şeyi yapmasalar diye düşünürüm.  Sadece mezartaşları okunduğunda anılanlar  var. Ya bir anıda, ya bir vesileyle anılanlar var. Ama sürekli anılmadıkları  gerçek.  Ama her halükarda insanların rahmetle, saygıyla, sevgiyle  anılması kadar güzel ne olabilir?
      Mayıs Ayı içinde doğan ve aramızdan ayrılanların bazılarını bir köşeye yazmışım;  Gönül gözümle hepsi de her an karşımdalar diyebilirim.  Zeki Alasya,asker kökenli cumhurbaşkanlarımızdan  Kenan Evren, öğretmen kardeşimiz Abdurrahman Kaçar, değerli eniştem hakim Abdurrahman Serel, sevgili teyzem Türkan Karsel, sevgili dayım Prof. Dr Mehmet Tiner, sevgili sürücü kursundan usta öğreticim Raşit Balı, Yedeksubay Öğretmenken eğitim gördüğüm Manisa’da halkın sevgilisi Manisa Tarzanı, meslektaşım öğretmen  Sami Akarsu, ,sevgili Kütahya Lisesi’nden sınıf arkadaşım ünlü eleştirmen, tiyatrocu,yazar ,merhum Kürt Bedri’nin evladı Vasıf Öngören, merhum meslektaşım öğretmen Mehmet Özkök’ün eşi Nazire Yenge, Fevzipaşa lkokulu’ndan arkadaşım berber  Cemal Ödemiş, Tavşanlı’nın altın çocuklarından Mehmet Uykucuoğlu, ,Sırrı Süreyya Önder, berber  Uğur Şentürk,,İkizterzilerden Ahmet Sevimli, Alişan Doğan,  Mayıs Ayında kaybettiklerimiz. Doğanlar arasında  04 Mayıs 1954 doğumlu Op. Dr. Ünal Ünalan ve sevgili   okul arkadaşım, ünlü Ozan Hisarlı Ahmet’in oğlu( halen hayatta değil) Mustafa Hisarlı’yı gördüm.  hep Mayıs Ayı içinde bir günde aramızdan ayrılmışlar. Kaçımız hatırlıyoruz?  Her zaman hatırlayabiliyor muyuz? İşte bir gün herkes   unutulacağını şimdiden anlasın isterim.  Zaten eğer karşınızdakini sık sık göremiyorsanız   bu  unutulma sürecinin bir yerinde olduğunuzu gösterir.  Şu telefonlar olmasa, mesajlaşmalar olmasa, selam getirip götürenler olmasa dımdızlak ortada kalmışsınız demektir. 
        Mayıs ayında yıllar içinde aramızdan ayrılan sevgililer, dostlar, arkadaşlar, komşular, okul,asker,hastane arkadaşları  hep sadece anılarda yaşıyorlar.  Bazen akıllı telefonlardan fotoğraflar geliyor; bakıyorsunuz karşınızdaki tanıdığınız biri ama çıkaramıyorsunuz. Fiziki olarak değişmiş,  sadece sesleri kalmış.  Bakın şu anda bırakın Kütahya’nın dört bir yanında,sadece Tavşanlı’da sevgili TBMM Başkanımız, ünlü siyasetçimiz, bakanlıklar yapmış, uzun dönem milletvekilliği olan   Doç. Dr Mustafa  Kalemli’yi,sevgili Moymullu Prof. Dr. Cemal Sarıcan’ı,  güzel insan Ziraat Yüksek Mühendisi Akın Karaveyisoğlu’nu, sevgili milletvekilimiz Ahmet Derin’i,  iş insanımız Tepecikli Ahmet Yumurtacı’yı,  Tavşanlı’nın ilk serbest avukatı ,eski hakimlerden Hüsamettin Alpagut’u, terzi Karga Ahmet’i, Kuruçaylı Ahmet Çavuş’u,  Sadık Penbe’yi, Enver Girgin’i,   Kürt Bedri’yi,   Dr. Sami Nizamoğlu’nu,  Esmer Hafız’ı, Carsan Mustafa’yı,  Haşim Ahmet Benli’yi  kaç defa anıyorsunuz?  Eğer bugün hala hafızalarda yaşayanlar sık sık anılmasalar iddia ediyorum onlar da unutulup gideceklerdir. Bülent Hoca’yı dahi çok çok 50 yıl hatırlayanlar olabilir. Ama sonrasında Bülent Hoca da  anılmazlar listesinde olacaktır.  Sevgili Mehmet Maden yıllarca Tavşanlı Halkı’nın Tv yayınlarından yararlanabilmesi için işini gücünü bırakıp dağları tepeleri arşınlayan Mehmet Madan’ı Allah  için kaç kişi anar? Bugün Atatürk İlkokulu’nda  görev yapan sayın okul müdürü ve öğretmenlerden kaçı okulun her ihtiyacında koşturan Aile Birliği Başkanı ve Dernek başkanı Trabzonlu Ali Çakır’ı bilir? Ellezlerin Halil’in elinde kocaman bir et parçasıyla tanıdıklarının yanına girip çıktığını hatırlayan var mı? Yarın bir gün  sevgili Fethi Demirat ta,  Gemalmaz Hafız da,  Ali Akseven de,  tellal Hicabi de  kaytan bıyıklı Gümüş İbrahim de unutulacaktır.  Müftümüz merhum Ramazan Arslanbaba’yı da unutacağız.  Efsane müdür Arslan Ergüç’ü, Taktak Hoca’yı da bu insanlar unutacaklardır.  Unutmak insanın en kangren leşmiş hastalığıdır.  Ben yaşadığım sürece birçok insanımızı unutturmamaya özen göstereceğim. Bu nedenle yüce Rabbim’den izin istiyorum. Bir gün merhum Omaroğlu’nun kırtasiye dükkanında yanına uğradığımda sohbet etmiştik. Bana Allah’tan 10 yıl daha istediğini söylemişti. Ben de  dileğinin yerine getirilip getirilmediğini sorduğumda bana .”İstediğim 10 yıl verildi” demişti. “Yeniden ister misin?” Diye sorduğumda bir  deneyeceğim neden olmasın dediğinde beni güldürmüştü. Allah herkese hayırlı ömürler versin. İsterim ki kimse kimseyi  unutmasın, aile bireylerine, çevresine   sevdiklerini unutmamalarını öğütlesin.  Yıllar sonra  “ Ben filanın oğluyum, kızıyım.torunuyum” diyebilsinler…..Çünkü bir gün anahtar kiliti açmaz olacaktır. Kilitin içinde ne varsa paslanıp gidecektir. İnsanoğlu  bir gün her şeyin gerçekten boş olduğunu  hatırlayıp   insanlığından utanacaktır. Bir gün ümitlerin solacağı, sevenlerin de  sevilenlerin de aldandıkları görülecektir. İnsan son anında  bir hançerin bağrına saplandığına tanık olacaktır. 
 
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları