TAVŞANLI’MIZI YILLARCA REKLAM EDEN
TAVŞANLI

Bülent Alpagut
- 05062218413 EĞER TAVŞANLI’MIZI YILLARCA
REKLAM EDEN,BİZLERE
UNUTAMADIĞIMIZ ANILAR
BIRAKAN LİNYİTSPOR’A ZERRE
SAYGIMIZ VE SEVGİMİZ VARSA ÜZERİMİZE GEREKENİ
YAPALIM
İçim acıyor; Neden mi? Bir kuruluşun olacak,bu kuruluşun bir futbol takımı olacak, bu takım amatör ligi şampiyon olarak bitirdikten sonra önce Bal Ligi’ne, sonra TFF 3. Milli Ligi’ne, akabinde TFF 2. Milli Ligi’ne, daha sonra da TFF 1. Milli Ligi’ne yükselecek,yıllarca gururlanacaksın, yaşadığın yerleşim birimi bedava reklam edilecek, bu futbol takımının hürmetine Spor Bakanlığı Tavşanlı’ya Avrupa Normlarında bir gece/gündüz maç yapılabilecek bir stadyum armağan edecek tam TFF Süper Ligi’ne çıkarken tepetaklak tekrar başladığı yere geri döneceksin. Sizin de içiniz acımıyor mu? Ey yetkililer geceleri başınızı yastığınızın üzerine koyarken aklınıza hiç bunlar gelmez mi? Bu nasıl bir duygudur Allah aşkına!....
Gün geldi, paranın pul olduğu dönemlerde, Linyitspor’u sevenler :” Gerekirse Tunçbilek’ten çıkardığımız birkaç vagon Linyit’i satar yine bu kulübün giderlerini karşılarız” dememişler miydi?Sıradan mı dersiniz yoksa başka bir şey mi dersiniz bir mütevazı Tavşanlı Heyeti TKİ Genel Müdürlüğü’nün kapısını çalıp zamanın genel müdürü Yusuf Çebi’den az da olsa bir meblağı alarak Ankara’dan dönmemiş miydi? Bu heyettekilerin bugün bir kısmı hayatta değildir.
Cicim günlerinde eller üzerinde olan bu efsane takımın futbolcuları yıllar sonra kendilerini yerlerde gördüler. Çünkü artık onları havaya kaldıran eller yoktu. İzmir’de bugünün gözde ekiplerinden Göztepe’yi yenerek küme düşüren Linyitspor nerede? GS,BJK,FB gibi kulüplerimize oyuncu veren onlardan oyuncu alan muhteşem ekip nerede? Mustafa Reşit Akçay gibi bir teknik direktöre sahipken neler yapabileceğini gösteren efsane takım nerede? Bu güzide futbol takımı için geceler düzenleyen, yerinde kolundaki bileziğini, kulağındaki küpesini, arsasını armağan eden, önemli para yardımında bulunan şirketler, taşeronlar, müteahhitler, iş çevreleri nerede? Hiç mi vefa borcumuz kalmadı? Tavşanlı adını bayrak yapan Linyitspor için başta sayın TKİ Genel Müdürü, sayın yardımcıları, daire başkanları, üst bürokratları olmak üzere tekrar herkes bu güzide kuruluş için yeni bir seferberlik yapmalıdır. TKİ Genel Müdürlüğü, Kömürspor’a verdiğinin onda birini Linyitspor’a tahsis edebilseydi Linyitspor bugün Bal Ligi’nde olmayacaktı. Merhum Bedri Öngören gibi ,takımın bütün sorumluluğunu yüklenen bir Diyarbakırlı hayatta olsaydı Linyitspor bu durumlara düşmeyecekti. Profesyonel takımlarda para ön plandadır. Paran varsa varsın. Paran yoksa yoksun. Profesyonel oyuncular para bittiğinde kaybolurlar. Amatör ruha sahip olan futbolcular yerinde karın tokluğuna oynarlar. Bütün kulüplerimiz aynı yolu tutmalıdır; minik sporculardan oluşan takımlar kurmalı, takımlar yerel kahramanlarla taçlandırılmalıdırlar. Pamuk eller ceplere girmelidir. Kurum ve kuruluşların, derneklerin, vakıfların, cemiyetlerin, sendikaların,odaların desteği alınmalıdır. TEMMUZ AYI için bir tüzük değişikliğinden söz ediliyor. Bu kaçıncı tüzük değişikliğidir? 1940’larda kurulan ve 75 yıldır ayakta kalmış bir çınarı ayakta tutabilmek bu kadar zor mudur Allah aşkına?
B U T L A N
Halkımız yıllar içinde birçok kelimeyi hazmedememiştir.Başka bir ifadeyle,sevememiştir.Kabullenememiştir. Ben öğretmenlik yıllarımda yaklaşık 33 yıl; bazı kelimeleri kullanmamışımdır. Ama gün geldi mecburiyetten kullandım. Son aylarda bir kelime ortaya çıktı.Bu kelime,BUTLAN kelimesidir.Bakın dikkat edersniz,hala kullanılagelmekte olan SÖZCÜK yerine KELİME diyorum. Benim talebelerim vardı. Şimdi olduğu gibi öğrencilerim vardı. MEKTEP vardı. Okul yoktu. Öyle bir durumdayız ki; evimizde bile neredeyse birbirimizle anlaşamaz duruma düşmüşüz. Yapacak bir şey yok….
Halkımızı haftalardır meşgul eden bir kelime, sözcük var, BUTLAN ile kalkıp BUTLAN ile uyanıyoruz. Açın Türkçe Sözlüğü bakın; BUTLAN; Batıl olma,haktan uzak,boş ve temelsiz olma demektir.Muallim Naci bile birçok yerde bu BUTLAN Kelimesi,sözcüğünü kullanmıştır:” Ehl-i butlanın sözün tercih eden adem midir/ Adem ol isterse hasm olsun bütün alem sana” dediğinde merhumun döneminde yaşayanlar belki bundan bir şeyler anlamıştır,ama yaşadığımız şu yıllarda bunu bir yerlerde okuyanlar mazallah dua sanarak bir yerlerde saklar durumdadırlar.
Hukuk dilinde BUTLAN; Hükümsüz olma, geçerli olmama anlamındadır. Böyle söyle be kardeşim1 Anlasın herkes. MUTLAK kelimesi,sözcüğü, Türkçe sözlüklerde; Herhangi bir şart ve kayıtla sınırlı olmayan, kayıtsız-şartsız anlamındadır. Kesin, kati,tam,eksiksiz demektir.
Allah aşkına! Halkımızın anlayabileceği bir dille konuşalım beyler!.... İlaç prespektüslerinde(Türkçe anlaşılabilir bilgiler ) vardır. Bazılarında büyüteç kullanmadan bunları okuyamazsınız. O kadar küçük harfleri seçerler ki okumadan vazgeçersiniz. Bir Tıp adamı değilseniz, iyi veya kötü birazcık Tıp kelimelerine aşinaysanız bir şeyler anlayabilirsiniz. Bakınız; YARGIÇ Kelimesi tutmamıştır. HAKİM Kelimesi tutmuştur ve bugün de yaygın bir şekilde kullanılagelmektedir. SAYIN YARGICIM, yerine, SAYIN HAKİMİM cuk oturmaktadır. ULUS Sözcüğü, kelimesi yerine MİLLET kelimesi ,sözcüğü daha tercih edilmektedir. Şu anda kaç kişi bir öğretmene:” MUALLİM” diye hitabediyor? Ama bizim kuşak şanslı sayılır; çünkü bizler hem yeni kuşağın hem de eski kuşağın konuşmalarından bir şeyler anlıyoruz. Aslında yeni kuşak ile eski kuşak arasında kelime,sözcük anlamında büyük bir kopukluk var.
Son zamanlarda şu konu ettiğim Butlan kelimesi artık insanların birbiriyle şakalaştığı ifadelere, cümlelere, muhabbetlere de yansıdı. Kulak misafiri olduğum kişi,karşısındakine BUTLAN ÇORBASI tarifi yapıyordu. Pazaryerinde bir satıcı :” Butlana gel Butlana gel” diye bağırıyordu. Tatlıcı yaptığı tatlılardan birisine muhabbet olsun diye” BUTLAN TATLISI” Yazmış. Bayağı da ilgi gördüğünü söylemişti. Ama insanımızın en büyük dileği,artık bu” BUTLAN VE MUTLAK BUTLAN” ifadelerinin daha çok kullanılmaması. Çünkü insanlarımızda alerji yarattı. Sevilmeyen bu kelime ve sözcüklerin boşluğunun, insanımızın hoşuna gidecek güzel kelime ve sözcüklerle doldurulması temenni ediliyor.
Bu millete, anlayabileceği bir dille hitap etme zamanı gelmedi mi? Lütfen kafalarımızı ne idüğü çok bilinmeyen kelime ve sözcüklerle insanımızı meşgul etmeyin.
Bir gün İzmir Adalet Sarayı’nda eski C. Başsavcımız Cevat Barutçu’yu makamında ziyaret etmiştim. Makamında genç birkaç misafiri vardı. Sayın başsavcımız her birini bana tanıtmıştı. Beni de bir aile dostu olarak lanse etmişti. Her biri genç hakimlerimiz ve c. Savcılarımızmış. Ben espriyi severim; sevgili Barutçu’ya bir ara:” Sayın başsavcım,epeydir,anlamını bilmediğim bir kanun maddesinin anlaşılabilir bir açıklamasını bana yapabilir misiniz? Dediğimde sayın konuklar da ilgi duymuş olmalılar ki kulak kesilmişlerdi.Bu madde, “ Bir hakkın sırf gayri ızrar eden suistimalini kanun himaye etmez” maddesiydi. Sevgili Barutçu çok güzel ifade etmişlerdi. Genç hakimlerimizden birisi olduğunu sonradan öğrendiğim hakimlerimizden birisi ben ayrıldıktan sonra sayın Barutçu’ya.”Bu bey bizim meslekten mi?” diye sormuş. Sonra bir sohbetimizde bu konu açılınca epeyce gülümsemiştik. Birbirimizi anlayalım derim;” Ne mümkün zulm ile bid’at ile imhay_ı hürriyet/ Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten” dizelerini anlayamıyorsak vay halimize değil mi? Vallahi ciddi söylüyorum: şu BUTLAN ve MUTLAK BUTLAN söylemleri bayağı beni de sıkmaya başladı…..
HAFIZ İBRAHİM ASLAN ÖLMEDİ SADECE FİZİKEN
ARAMIZDAN AYRILDI
Daha birkaç gün öncesindeydi; Her zaman yaptığımı yapmış,sevgili Allah dostu kardeşlerimi aramıştım. Örneğin; sevgili Ahmet Yaşar Çakmak’ı, İsmail Doğru’yu, eski müftülerimizden emekli Diyanet İşleri Başkanlığı Başkanlık Müftüsüydü Galip Akın’ı, yine eski müftülerimizden yine Diyanet İşleri Başkanlığı Başkanlık Müftüsüydü Ümit Çimen’i, yıllarca İzmir’de arkasında namaz kıldığım Taşken Camisi emekli imamlarından Yusuf Peker Hoca’yı, yine aynı şekilde arkasında namaz kıldığım Taşken Camisi emekli imamlarından Ali Hoca’yı ve diğer Allah dostlarını aramıştım. Tam da sabah namazından biraz önce…. Bu arada kadim dostum, merhum babamın aziz arkadaşlarından Merhum Hafız İbrahim Aslan Hocaefendi’yi de aramış hatırını sormuştum. Merhum, önce hafızdı; Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle ezberlemiş olan ve ezberden okuyabilen bir kardeşimizdi. Merhum Hafız İbrahim Aslan bir imamdı;Cemaatla kılınan namazlarda en önde duran,ve namaz kılınırken kendisine uyulan bir kardeşimizdi. Cuma Namazlarında Hutbe okuyan,Cuma namazı kıldırandı. Merhum Hafız İbrahim Aslan bir imam-hatipti. Güzel söz söyleme yeteneğine sahip,hitabet yeteneği gelişmiş bir Allah dostuydu. Cenaze namazları, şehit cenaze namazları kıldırmıştı. Mevlidlerde görev almış, Hatim dualarında, işyerlerinin açılış dualarında, bir hizmet binasının temel atma dualarında, Kurban dualarında, Ramazanlarda Teravih namazlarındaydı. Asker uğurlamalarında kahraman evlatlarımızı dualarını yapıp uğurlayandı. Oda,salon,genel yerlerde halkımızı aydınlatandı. Çok mütevazıydı. Çok naifti. Kaç çocuğumuza adını vermişti.İsimlerini kulaklarına üfürmüştü. Ağzından tek bir kötü sözün çıktığını duymadım. Gönül kapılarını zorlamadan açanlardandı. Kaç kez Rabbimizle yan yana durup ,bir yere kapanıp dışarıya çıkmadan ibadetle meşgul olmuştu. İtikafa çekilmişti. Kaç kez Hac görevini ifa etmiş, kaç kez Umre Ziyaretinde bulunmuştu. Diyanet İşleri Başkanlığı kendisini Yurt dışına göndermişti. Özellikle Almanya’da geniş bir saygı ve sevgi birikimi vardı.
Aklıma geliverdi; Sevgili Peygamberimizin vefatı İslam Alemi’ni ayağa kaldırmıştı. Hz. Ömer o kadar üzgün ve kendisine hakim olamaz durumdaydı ki:” Binlere bağırıyor, kim Peygamber öldü derse başını keserim” diyecek kadar hiddetliydi. Ben sevgili, merhum, cennetmekan dostum Hafız İbrahim Aslan’ın vefat haberini, her sabah mesajlaştığım sevgili hocam İsmail Doğru Hoca’dan öğrendim. Yıkılmıştım. Sözün bittiği yerdi. Gözlerimden boşanan yaşlar beni nispeten hafifletiyordu. Daha sonra vefat haberini çeşitli dostlara anında haber verdim. Bazılarına göre benim yaptığım ölüm tellallığı imiş. İnsanlar birbirlerinden haberdar olmasınlar mı? Cuma ve vakit namazlarında bile cemaatten kim gelmiyorsa aranıyor. Hasta mıdır? Bir sıkıntısı mı vardır? Araştırılıyor. Bu bizim insanlık görevimizdir.
İnsana yakışır şekilde yaşama, insanca davranış , yani insanlık her şeyin önündedir. Merhum HAFIZ İbrahim Aslan her şeyden öte bir insandı. Allah’ın överek yarattığı bu sevgili kardeşimizin başta sevgili oğlu, kardeşim Ahmet Aslan olmak üzere tüm aile bireylerine Allah’tan sabır ve metanet diliyorum. Ateş düştüğü yeri yakar. Öyle de olmuştur. Aslan Ailesi’nin yüreğinde yaşam boyunca kırk mum yanacaktır. Belki bu mumlardan 39’u sönecektir ama geriye kalan bir mum gönülleri yakmayı sürdürecektir. Güle güle git sevgili Hafız İbrahim. Sen Hakk’a ulaştın. O’nun en sevgili dostu olarak mutlaka bir köşede bir yerin olacaktır. Aziz Tavşanlılılara da başsağlığı diliyorum. Kutuplar, manevi mertebelerin en yükseğinde bulunan kimselerdir. Tavşanlı’dan da bir kutup ayrılmıştır. Zahir ve batın alemlerinin idarecisi ,alemin kalbi, alemde Hakk’ın halifesi vaziyetindeki insan-ı kamillerin bir yerleşim yeri ve yerleşim yerindekiler açısından ne denli önemli olduğunu söylememe gerek var mı? Sevgili Hafız İbrahim Aslan dualarımızda olacaktır. ……Tavşanlı Asri Mezarlığı’nda yatan yüzlerce hemşehrimiz de kendisini mutlaka karşılamışlardır.Ebedi istirahatgahında yatanlar Hafız İbrahim Aslan gelecek te ayağa kalkmayacaklar mı? Ben hakkım varsa kendisine helal ettim. O’nun da bizlerde hakkı varsa inşallah helal etmiştir.
29 HAZİRAN 1966 TARİHİNDE GLİ MERKEZİ’NDEN
ELLER ÜZERİNDE ÇIKAN İKİ CENAZE
Bazı şeyler,olaylar, yaşananlar ve diğerleri uzun süre unutulmazlar. Ama önemli olan bunların gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. Ben de aynı şeyi yapıyorum; unutturmamaya çalışıyorum. Böyle yapınca da huzurlu oluyorum. Çünkü ben insanoğlunun vefasızlık adı verilen kanserden daha ölümcül bir hastalık olan” Vefasızlık Hastalığı” na inanırım.Bugün bazen bir anlatılan fıkra, bir anı, bir mezarlık ziyareti,bir şeyi anarken diğerini anımsama sayesinde az daha olsa bir şeyler anımsanabiliyor.
1966 yılının sıcak günlerinden biriydi;Haziran ayının, 29.ncu günü garp Linyitleri İşletmesi Müessesesi’nin merkez Sitesi’nde ardı ardına gelen iki ölümü bizzat yaşayanlardanım.Görev yaptığım Derecik Köyü İlkokulu’ndan,ölüm haberlerini alır almaz apar topar Tavşanlı’ya bisikletimle gelmiştim. Çünkü vefat edenlerden birisi çok sevdiğim,çocukluk arkadaşım, okul arkadaşım Vasıf Öngören’in, Ferit ve Veysel’in babalarıydı. Diğer vefat eden de müessese doktoru, aile dostumuz Dr. Muzaffer Akyel’di. Önce merkez misafirhanesi, merkez bina ve ekleri ve lojmanlarının bulunduğu alanda ilk vefat edenin hemen ardından ikinci kayıp Dr. Muzaffer Akyel olmuş. O da Kürt Bedri gibi kalp krizi sonucu vefat etmiş, Birkaç saat ara ile yaşanan bu ölümler müessese camiasını şoke etmişti. O zamanlar nerede hoparlör? Merhum Tellal Hicabi ,Davudi sesiyle tüm ilanları okurken ,ölümlerden de haber verirdi. Ki bu güzel insanlardan ,halkımızın yıllar içinde çok sevdiği , Kürt Bedri de Tavşanlı’yı ve her şeyden öte Linyitspor’u en çok sevenlerdendi. Diyarbakır/Bismilliydi ama Tavşanlı sevdalısıydı. Merhum müessese müdürlerinden Nadir Hakkı Önen döneminde kurulan ve ilçemizin gurur kaynağı olmuş , spor elçimiz, Linyitspor bile uzun yıllar hep bu müessese çalışanlarından merhum Kürt Bedri’nin sorumluluğuna bırakılmıştır. Takım bir karşılaşma öncesinde bu merhum müessese çalışanı tarafından gözü gibi korunurdu. Takım için özel hazırlanan yemeklerden ilk tadan kendisi olurdu. Takım kampta olduğu zamanlar kampın içinden ayrılmaz, futbolcuları özenle takip ederdi. Linyitspor yıllar içinde başarılarını işte bu hepimizin,bugün de saygıyla ve rahmetle andığımız mütevazı çalışanı sayesinde kazanmıştır. Üç oğlu vardı. Birisi ülkemizin gururu, medar-ı iftiharı ,eleştirmen, tiyatro yazarı ,yazar öz Tavşanlılı Vasıf Öngören, diğeri yine yüksek öğrenim görmüş, karikatürist ve yazar olarak ta ünlenmiş Ferit Öngören, diğeri de yine yüksek öğrenim görmüş avukattı sanırım, Veysel Öngören’di.
Merhumun ölüm haberini aldıktan sonra geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettiğimiz merhum Dr. Muzaffer Akyel de mütevazı, efendi, merhametli, şifalı elleriyle hastalarına şifa dağıtan zamanın birkaç doktorundan birisi olan güzel bir insandı. Müessese iki ölümle ayağa kalkmıştı. Binlerce Tavşanlılı GLİ Müessesesi Merkez Sitesi önünde toplanmıştı. Kulakları çınlasın Kancı Ethem( Ünal) ‘in o günkü koşturmalarını unutmam.Daha sonraki yıllarda her iki merhumun mezarları açılmış, cenazeleri memleketlerine götürülmüştü.
Merhum Dr. Muzaffer Akyel, merhum eşi, merhum Karga Ahmet(Ün)’in eşi, kızı, merhum annem, kızkardeşlerim ;Ülkü, Emel,Betül bu olaydan önce Kuruçay Yakınlarında bir Pazar günü merhum at arabacısı Süleyman Kısa’nın tek atlı arabasının değirmen arkına devrilmesi sonucu ölümden dönmüşlerdi. Ben , merhum babam , Karga Ahmet at arabasında yer olmadığı için bu kazadan yarasız beresiz kurtulmuştuk. Bakın bu elim araba kazasından kurtulan Dr. Muzaffer Akyel bu defa birkaç yıl sonra müessese içinde vefat etti. Müessese müdürü merhum Fahri Ergun adeta yıkılmıştı. Merhum Kütahya Valisi İhsan Aras Kütahya’dan taziyetlerini iletirken, Tavşanlı Kaymakamı merhum Salim Çankırı hemen müesseseye gelmiş ve gerekenin yapılması talimatını vermişti. Zamanın ilçe müftüsü merhum Ali Rıza Eren bizzat dua etmişti. Ankara’dan ardı ardına telefonlar geliyordu. Acı büyüktü. Tavşanlı’nın, Tavşanlılıların kara günüydü. Belediye Başkanı merhum Sadık Penbe böyle bir acının bir daha yaşanmaması dileğinde bulunmuştu. Merhum Kürt Bedri( Öngören) Linyitspor Camiası’nı da kedere boğmuştur. Linyitsporlular, Linyitspor’u sevenler merhum Kürt Bedri’yi asla unutmazlar. Dr. Muzaffer Akyel de unutulmayanlar arasına ebediyete kadar katılanlardandır. Her ikisinin de mekanı cennet olsun……