18 Temmuz 2026 - Cumartesi

TAVŞANLI’MIZI YILLARCA REKLAM EDEN

TAVŞANLI

Yazar - Bülent Alpagut
Okuma Süresi: 20 dk.
Bülent Alpagut

Bülent Alpagut

- 05062218413
Google News

   EĞER TAVŞANLI’MIZI YILLARCA 
REKLAM EDEN,BİZLERE
                UNUTAMADIĞIMIZ ANILAR 
BIRAKAN LİNYİTSPOR’A ZERRE
                SAYGIMIZ VE SEVGİMİZ VARSA ÜZERİMİZE   GEREKENİ 
                                                 YAPALIM      
                                                                                 

     İçim acıyor; Neden mi?  Bir kuruluşun olacak,bu kuruluşun bir futbol takımı olacak, bu takım amatör ligi şampiyon olarak  bitirdikten sonra önce Bal Ligi’ne, sonra TFF 3. Milli Ligi’ne, akabinde TFF 2. Milli Ligi’ne, daha sonra da  TFF 1. Milli Ligi’ne yükselecek,yıllarca gururlanacaksın, yaşadığın yerleşim birimi bedava reklam edilecek, bu futbol takımının hürmetine Spor Bakanlığı Tavşanlı’ya  Avrupa Normlarında  bir gece/gündüz maç yapılabilecek  bir stadyum armağan edecek  tam TFF Süper Ligi’ne çıkarken tepetaklak tekrar başladığı yere geri döneceksin. Sizin de içiniz acımıyor mu? Ey yetkililer geceleri başınızı yastığınızın üzerine koyarken aklınıza hiç bunlar gelmez mi? Bu nasıl bir duygudur Allah aşkına!....
       Gün geldi, paranın pul olduğu dönemlerde, Linyitspor’u sevenler  :” Gerekirse Tunçbilek’ten çıkardığımız birkaç vagon Linyit’i satar yine bu kulübün giderlerini karşılarız” dememişler miydi?Sıradan mı dersiniz yoksa başka bir şey mi dersiniz  bir mütevazı Tavşanlı Heyeti TKİ Genel Müdürlüğü’nün kapısını çalıp zamanın genel müdürü Yusuf Çebi’den  az da olsa bir meblağı alarak Ankara’dan dönmemiş miydi? Bu heyettekilerin bugün bir kısmı hayatta değildir. 
        Cicim günlerinde eller üzerinde olan bu efsane takımın futbolcuları yıllar sonra kendilerini yerlerde gördüler. Çünkü artık onları havaya kaldıran eller yoktu.  İzmir’de bugünün gözde ekiplerinden Göztepe’yi yenerek küme düşüren   Linyitspor nerede?  GS,BJK,FB  gibi kulüplerimize oyuncu veren onlardan oyuncu alan muhteşem ekip nerede? Mustafa Reşit Akçay gibi bir teknik direktöre sahipken neler yapabileceğini gösteren efsane takım nerede? Bu güzide  futbol takımı için geceler düzenleyen, yerinde kolundaki bileziğini, kulağındaki  küpesini, arsasını armağan eden, önemli  para yardımında bulunan şirketler, taşeronlar, müteahhitler, iş çevreleri nerede? Hiç mi vefa borcumuz kalmadı?  Tavşanlı adını bayrak yapan Linyitspor için başta sayın TKİ Genel Müdürü, sayın yardımcıları, daire başkanları, üst bürokratları olmak üzere   tekrar herkes bu güzide kuruluş için yeni bir seferberlik yapmalıdır.  TKİ Genel Müdürlüğü, Kömürspor’a verdiğinin onda birini Linyitspor’a tahsis edebilseydi Linyitspor bugün Bal Ligi’nde olmayacaktı. Merhum Bedri Öngören gibi ,takımın bütün sorumluluğunu yüklenen bir Diyarbakırlı hayatta olsaydı Linyitspor bu durumlara düşmeyecekti.  Profesyonel takımlarda para ön plandadır.  Paran varsa varsın. Paran yoksa yoksun. Profesyonel oyuncular para bittiğinde kaybolurlar. Amatör ruha sahip olan futbolcular yerinde karın tokluğuna oynarlar. Bütün kulüplerimiz aynı yolu tutmalıdır; minik sporculardan oluşan takımlar kurmalı, takımlar yerel kahramanlarla  taçlandırılmalıdırlar. Pamuk eller ceplere girmelidir.  Kurum ve kuruluşların, derneklerin, vakıfların, cemiyetlerin, sendikaların,odaların desteği alınmalıdır.  TEMMUZ  AYI için  bir tüzük değişikliğinden söz ediliyor. Bu kaçıncı tüzük değişikliğidir? 1940’larda kurulan ve 75 yıldır  ayakta  kalmış bir çınarı  ayakta tutabilmek bu kadar zor mudur Allah aşkına?

                    B U T L A N              

                                                                                                                             
     Halkımız  yıllar içinde birçok kelimeyi hazmedememiştir.Başka bir ifadeyle,sevememiştir.Kabullenememiştir.  Ben öğretmenlik yıllarımda  yaklaşık 33 yıl;  bazı kelimeleri  kullanmamışımdır. Ama gün geldi  mecburiyetten kullandım. Son aylarda  bir kelime ortaya çıktı.Bu kelime,BUTLAN kelimesidir.Bakın dikkat edersniz,hala kullanılagelmekte olan SÖZCÜK  yerine KELİME diyorum. Benim talebelerim vardı.  Şimdi olduğu gibi öğrencilerim vardı. MEKTEP vardı. Okul  yoktu. Öyle bir durumdayız ki; evimizde bile neredeyse birbirimizle anlaşamaz duruma düşmüşüz. Yapacak bir şey yok….
       Halkımızı haftalardır meşgul eden bir kelime, sözcük var, BUTLAN  ile kalkıp BUTLAN ile uyanıyoruz. Açın Türkçe Sözlüğü bakın; BUTLAN; Batıl olma,haktan uzak,boş ve temelsiz olma  demektir.Muallim Naci bile  birçok yerde bu BUTLAN Kelimesi,sözcüğünü kullanmıştır:” Ehl-i butlanın sözün tercih eden adem midir/ Adem ol isterse  hasm olsun bütün alem sana” dediğinde   merhumun  döneminde yaşayanlar belki bundan bir şeyler anlamıştır,ama  yaşadığımız şu  yıllarda  bunu bir yerlerde  okuyanlar mazallah dua sanarak  bir yerlerde  saklar durumdadırlar. 
        Hukuk dilinde BUTLAN; Hükümsüz olma, geçerli olmama anlamındadır.  Böyle söyle be kardeşim1 Anlasın herkes. MUTLAK kelimesi,sözcüğü, Türkçe sözlüklerde; Herhangi bir şart ve kayıtla  sınırlı olmayan, kayıtsız-şartsız anlamındadır. Kesin, kati,tam,eksiksiz  demektir. 
        Allah aşkına! Halkımızın anlayabileceği bir dille konuşalım beyler!.... İlaç prespektüslerinde(Türkçe anlaşılabilir bilgiler ) vardır. Bazılarında büyüteç kullanmadan bunları okuyamazsınız. O kadar küçük harfleri seçerler ki okumadan vazgeçersiniz.  Bir Tıp adamı değilseniz, iyi veya kötü birazcık   Tıp kelimelerine aşinaysanız bir şeyler  anlayabilirsiniz.  Bakınız; YARGIÇ Kelimesi tutmamıştır.  HAKİM Kelimesi tutmuştur ve bugün de yaygın bir şekilde kullanılagelmektedir. SAYIN YARGICIM, yerine, SAYIN HAKİMİM cuk oturmaktadır. ULUS Sözcüğü, kelimesi  yerine MİLLET  kelimesi ,sözcüğü daha tercih edilmektedir. Şu anda  kaç kişi bir öğretmene:” MUALLİM” diye hitabediyor? Ama bizim kuşak şanslı sayılır; çünkü bizler hem  yeni kuşağın hem de eski kuşağın konuşmalarından bir şeyler anlıyoruz. Aslında yeni kuşak ile eski kuşak arasında kelime,sözcük anlamında  büyük bir kopukluk var. 
          Son  zamanlarda  şu konu ettiğim Butlan kelimesi artık  insanların birbiriyle   şakalaştığı ifadelere, cümlelere, muhabbetlere  de yansıdı.  Kulak misafiri olduğum  kişi,karşısındakine BUTLAN ÇORBASI  tarifi yapıyordu.  Pazaryerinde bir   satıcı :” Butlana gel Butlana gel” diye bağırıyordu. Tatlıcı  yaptığı tatlılardan birisine  muhabbet olsun diye” BUTLAN  TATLISI” Yazmış. Bayağı da ilgi gördüğünü söylemişti. Ama insanımızın en büyük dileği,artık bu” BUTLAN VE MUTLAK BUTLAN” ifadelerinin daha çok  kullanılmaması. Çünkü insanlarımızda alerji yarattı.   Sevilmeyen bu kelime ve sözcüklerin  boşluğunun,  insanımızın hoşuna gidecek güzel   kelime ve sözcüklerle doldurulması temenni ediliyor. 
            Bu millete, anlayabileceği bir dille hitap etme zamanı gelmedi mi? Lütfen kafalarımızı  ne idüğü çok bilinmeyen kelime ve sözcüklerle insanımızı   meşgul etmeyin. 
            Bir gün İzmir Adalet Sarayı’nda eski C. Başsavcımız Cevat Barutçu’yu  makamında ziyaret etmiştim.  Makamında genç birkaç misafiri vardı. Sayın başsavcımız  her birini bana  tanıtmıştı. Beni de bir aile dostu olarak lanse etmişti.  Her biri genç hakimlerimiz ve c. Savcılarımızmış. Ben espriyi severim; sevgili Barutçu’ya  bir ara:” Sayın başsavcım,epeydir,anlamını bilmediğim bir  kanun  maddesinin  anlaşılabilir  bir açıklamasını bana yapabilir misiniz? Dediğimde   sayın konuklar da  ilgi duymuş olmalılar ki kulak kesilmişlerdi.Bu madde,  “ Bir hakkın sırf gayri ızrar eden  suistimalini kanun himaye etmez”  maddesiydi.   Sevgili Barutçu çok güzel ifade etmişlerdi. Genç hakimlerimizden birisi olduğunu  sonradan öğrendiğim   hakimlerimizden  birisi   ben ayrıldıktan sonra sayın Barutçu’ya.”Bu bey bizim meslekten mi?” diye sormuş. Sonra bir sohbetimizde  bu konu açılınca epeyce gülümsemiştik. Birbirimizi anlayalım derim;” Ne mümkün zulm ile bid’at ile imhay_ı hürriyet/ Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten” dizelerini anlayamıyorsak vay halimize değil  mi?  Vallahi  ciddi söylüyorum: şu BUTLAN ve MUTLAK BUTLAN söylemleri   bayağı  beni de  sıkmaya başladı…..

 HAFIZ  İBRAHİM ASLAN ÖLMEDİ SADECE FİZİKEN
                       ARAMIZDAN AYRILDI           

    Daha birkaç gün öncesindeydi; Her zaman yaptığımı yapmış,sevgili Allah dostu kardeşlerimi aramıştım. Örneğin; sevgili Ahmet Yaşar Çakmak’ı, İsmail Doğru’yu, eski müftülerimizden  emekli Diyanet  İşleri  Başkanlığı Başkanlık  Müftüsüydü  Galip Akın’ı, yine eski müftülerimizden yine Diyanet İşleri Başkanlığı  Başkanlık Müftüsüydü  Ümit Çimen’i, yıllarca İzmir’de arkasında namaz kıldığım Taşken Camisi emekli imamlarından  Yusuf Peker Hoca’yı, yine aynı şekilde arkasında namaz kıldığım Taşken Camisi emekli imamlarından  Ali Hoca’yı   ve diğer Allah dostlarını aramıştım. Tam da sabah namazından biraz önce…. Bu arada  kadim dostum, merhum babamın aziz arkadaşlarından  Merhum Hafız İbrahim Aslan Hocaefendi’yi de  aramış hatırını sormuştum. Merhum, önce hafızdı; Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle ezberlemiş  olan ve  ezberden okuyabilen bir kardeşimizdi.  Merhum Hafız İbrahim Aslan bir imamdı;Cemaatla kılınan namazlarda  en önde duran,ve namaz kılınırken kendisine uyulan  bir kardeşimizdi.  Cuma Namazlarında   Hutbe okuyan,Cuma namazı kıldırandı. Merhum Hafız İbrahim Aslan bir  imam-hatipti. Güzel söz söyleme yeteneğine sahip,hitabet yeteneği gelişmiş bir Allah dostuydu.  Cenaze namazları, şehit cenaze namazları kıldırmıştı. Mevlidlerde görev almış,  Hatim dualarında, işyerlerinin açılış dualarında, bir hizmet binasının temel atma dualarında, Kurban dualarında, Ramazanlarda Teravih namazlarındaydı.  Asker uğurlamalarında kahraman evlatlarımızı dualarını yapıp uğurlayandı. Oda,salon,genel yerlerde  halkımızı aydınlatandı.  Çok mütevazıydı. Çok naifti. Kaç çocuğumuza adını vermişti.İsimlerini kulaklarına üfürmüştü. Ağzından tek bir kötü sözün çıktığını duymadım.  Gönül kapılarını zorlamadan açanlardandı.  Kaç kez  Rabbimizle   yan yana  durup  ,bir yere kapanıp dışarıya çıkmadan ibadetle meşgul olmuştu. İtikafa çekilmişti.  Kaç kez  Hac görevini ifa etmiş, kaç kez Umre Ziyaretinde bulunmuştu. Diyanet İşleri Başkanlığı kendisini Yurt dışına göndermişti. Özellikle Almanya’da geniş bir  saygı ve sevgi birikimi vardı. 
       Aklıma geliverdi; Sevgili Peygamberimizin vefatı İslam Alemi’ni ayağa kaldırmıştı. Hz. Ömer  o kadar  üzgün ve kendisine hakim olamaz durumdaydı ki:” Binlere bağırıyor, kim Peygamber öldü derse başını keserim” diyecek kadar  hiddetliydi.  Ben sevgili, merhum, cennetmekan dostum Hafız İbrahim Aslan’ın vefat haberini, her sabah mesajlaştığım sevgili hocam İsmail Doğru Hoca’dan öğrendim. Yıkılmıştım. Sözün bittiği yerdi.  Gözlerimden boşanan yaşlar  beni nispeten hafifletiyordu. Daha sonra vefat haberini çeşitli dostlara anında haber verdim. Bazılarına göre benim yaptığım ölüm tellallığı imiş. İnsanlar birbirlerinden haberdar olmasınlar mı? Cuma ve vakit  namazlarında bile  cemaatten  kim gelmiyorsa aranıyor. Hasta mıdır? Bir sıkıntısı mı  vardır?  Araştırılıyor. Bu bizim insanlık görevimizdir. 
        İnsana yakışır şekilde  yaşama, insanca  davranış , yani insanlık her şeyin önündedir.  Merhum HAFIZ İbrahim Aslan  her şeyden öte bir insandı.  Allah’ın överek yarattığı bu sevgili kardeşimizin  başta sevgili oğlu, kardeşim Ahmet Aslan olmak üzere tüm aile bireylerine Allah’tan sabır ve metanet diliyorum. Ateş düştüğü yeri yakar. Öyle de olmuştur.  Aslan Ailesi’nin yüreğinde yaşam boyunca kırk mum yanacaktır.  Belki bu mumlardan 39’u sönecektir ama geriye kalan bir mum  gönülleri yakmayı sürdürecektir. Güle güle git sevgili Hafız İbrahim. Sen Hakk’a ulaştın. O’nun en sevgili dostu olarak mutlaka bir köşede bir yerin olacaktır. Aziz Tavşanlılılara da başsağlığı diliyorum.  Kutuplar, manevi mertebelerin  en yükseğinde  bulunan kimselerdir.  Tavşanlı’dan da bir kutup  ayrılmıştır. Zahir ve  batın alemlerinin   idarecisi ,alemin kalbi, alemde Hakk’ın  halifesi  vaziyetindeki  insan-ı kamillerin bir yerleşim yeri ve yerleşim yerindekiler açısından ne denli önemli olduğunu söylememe gerek var mı? Sevgili Hafız İbrahim Aslan dualarımızda olacaktır. ……Tavşanlı Asri Mezarlığı’nda yatan yüzlerce hemşehrimiz de kendisini mutlaka  karşılamışlardır.Ebedi istirahatgahında yatanlar  Hafız İbrahim Aslan gelecek te ayağa kalkmayacaklar mı? Ben hakkım varsa kendisine helal ettim. O’nun da bizlerde hakkı varsa inşallah helal etmiştir. 

           
                         
        29 HAZİRAN 1966 TARİHİNDE GLİ MERKEZİ’NDEN
                     ELLER ÜZERİNDE  ÇIKAN İKİ CENAZE    
                          
      Bazı şeyler,olaylar, yaşananlar ve diğerleri uzun süre unutulmazlar. Ama önemli olan bunların gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. Ben de aynı şeyi yapıyorum; unutturmamaya çalışıyorum. Böyle yapınca da huzurlu oluyorum. Çünkü ben insanoğlunun vefasızlık adı verilen kanserden daha ölümcül bir hastalık olan” Vefasızlık Hastalığı” na inanırım.Bugün bazen bir  anlatılan fıkra, bir anı, bir mezarlık ziyareti,bir şeyi anarken diğerini anımsama  sayesinde az daha olsa  bir şeyler anımsanabiliyor.
        1966 yılının sıcak günlerinden biriydi;Haziran ayının, 29.ncu günü  garp Linyitleri İşletmesi  Müessesesi’nin merkez  Sitesi’nde ardı ardına gelen  iki ölümü bizzat yaşayanlardanım.Görev yaptığım Derecik Köyü İlkokulu’ndan,ölüm haberlerini alır almaz  apar topar Tavşanlı’ya bisikletimle gelmiştim.  Çünkü vefat edenlerden birisi çok sevdiğim,çocukluk arkadaşım, okul arkadaşım Vasıf Öngören’in, Ferit ve Veysel’in babalarıydı. Diğer  vefat eden de müessese  doktoru, aile dostumuz Dr. Muzaffer Akyel’di.  Önce merkez misafirhanesi, merkez bina ve ekleri ve lojmanlarının bulunduğu alanda  ilk vefat  edenin hemen ardından ikinci kayıp Dr. Muzaffer Akyel olmuş. O da Kürt Bedri gibi kalp krizi sonucu vefat etmiş, Birkaç saat ara ile yaşanan bu ölümler müessese camiasını şoke etmişti. O zamanlar nerede hoparlör? Merhum Tellal Hicabi ,Davudi sesiyle  tüm ilanları okurken ,ölümlerden de haber verirdi. Ki bu güzel insanlardan ,halkımızın yıllar içinde çok sevdiği , Kürt Bedri  de Tavşanlı’yı ve her şeyden öte  Linyitspor’u en çok sevenlerdendi. Diyarbakır/Bismilliydi ama Tavşanlı sevdalısıydı. Merhum müessese müdürlerinden Nadir Hakkı Önen döneminde kurulan  ve ilçemizin gurur kaynağı olmuş , spor elçimiz, Linyitspor bile  uzun yıllar  hep bu  müessese çalışanlarından  merhum Kürt Bedri’nin sorumluluğuna bırakılmıştır. Takım bir karşılaşma öncesinde  bu merhum müessese çalışanı tarafından gözü gibi korunurdu.  Takım için özel hazırlanan yemeklerden ilk tadan kendisi olurdu. Takım kampta olduğu zamanlar  kampın  içinden ayrılmaz, futbolcuları özenle takip ederdi. Linyitspor yıllar içinde  başarılarını işte bu hepimizin,bugün de saygıyla ve rahmetle andığımız mütevazı çalışanı sayesinde kazanmıştır.  Üç oğlu vardı. Birisi ülkemizin gururu, medar-ı iftiharı ,eleştirmen, tiyatro yazarı ,yazar öz Tavşanlılı Vasıf Öngören, diğeri  yine yüksek öğrenim görmüş, karikatürist ve yazar olarak ta ünlenmiş Ferit Öngören, diğeri de  yine yüksek öğrenim görmüş  avukattı sanırım,  Veysel Öngören’di.  
          Merhumun ölüm haberini aldıktan sonra geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettiğimiz merhum Dr. Muzaffer Akyel de mütevazı, efendi, merhametli, şifalı elleriyle hastalarına şifa dağıtan zamanın birkaç doktorundan birisi olan  güzel bir insandı.  Müessese iki ölümle ayağa kalkmıştı.  Binlerce Tavşanlılı GLİ Müessesesi Merkez Sitesi önünde toplanmıştı.  Kulakları çınlasın Kancı Ethem( Ünal) ‘in o günkü koşturmalarını  unutmam.Daha sonraki yıllarda her iki merhumun mezarları açılmış, cenazeleri memleketlerine götürülmüştü.
           Merhum Dr. Muzaffer Akyel, merhum eşi, merhum Karga Ahmet(Ün)’in eşi, kızı, merhum annem, kızkardeşlerim ;Ülkü, Emel,Betül  bu olaydan önce  Kuruçay Yakınlarında  bir Pazar günü  merhum  at arabacısı  Süleyman Kısa’nın  tek atlı arabasının  değirmen arkına devrilmesi sonucu  ölümden dönmüşlerdi.  Ben , merhum babam , Karga Ahmet  at arabasında yer olmadığı için bu kazadan  yarasız beresiz kurtulmuştuk. Bakın bu elim araba kazasından kurtulan Dr. Muzaffer Akyel bu defa birkaç yıl sonra  müessese içinde  vefat etti.  Müessese müdürü merhum Fahri Ergun adeta yıkılmıştı. Merhum Kütahya Valisi İhsan Aras  Kütahya’dan  taziyetlerini  iletirken, Tavşanlı Kaymakamı merhum  Salim Çankırı  hemen müesseseye gelmiş ve gerekenin yapılması talimatını vermişti. Zamanın ilçe müftüsü merhum  Ali Rıza Eren  bizzat dua etmişti. Ankara’dan ardı ardına  telefonlar geliyordu.  Acı büyüktü.  Tavşanlı’nın, Tavşanlılıların kara günüydü.  Belediye Başkanı merhum Sadık Penbe  böyle bir acının bir daha yaşanmaması dileğinde bulunmuştu. Merhum Kürt Bedri( Öngören) Linyitspor Camiası’nı da kedere boğmuştur. Linyitsporlular, Linyitspor’u sevenler merhum Kürt Bedri’yi asla unutmazlar. Dr. Muzaffer Akyel de unutulmayanlar arasına ebediyete kadar  katılanlardandır. Her ikisinin de mekanı cennet olsun……

 

 

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları